İktidar Tarafından Hazırlanan Devletin 2026 Bütçesi Konuştu, Vicdan Susturuldu

  • Anasayfa
  • Medya
  • İktidar Tarafından Hazırlanan Devletin 2026 Bütçesi Konuştu, Vicdan Susturuldu

Maûn Suresi, Ebû Zer ve Bir Devletin Aynası

Meclisten geçen son bütçe, bir ekonomik belge olmaktan çok, bir ahlâk beyannamesidir.

Devlet bu bütçeyle şunu söylemiştir:
“Önceki bütçelerde kimi koruduysam, bu bütçede de aynılarını açıkça koruyorum.”

Ve artık saklamaya gerek yoktur.
Bu bütçe, yoksulu değil; iktidarı ve iktidarın konfor alanını önceliklendiren bir bütçedir.

Rakamların arkasına saklanmaya gerek yok.
Çünkü mesele artış oranları değil, dokunulmayan kalemlerdir.
Temsil, ağırlama, güvenlik, bina, araç, merkezî yapılar ve “itibar” harcamaları bütçede yerli yerinde dururken; geçinemeyen milyonlara düşen pay, yine “enflasyona ezdirmedik” cümlesinin içine sıkıştırılmıştır.

Bu bir tercih meselesidir. Ve tercihler, niyetleri ele verir.
İktidar dar gelirliye “sabır”, üst yönetime ise mevcut konforun sürdürülmesini önermiştir.
Bu, teknik bir hata değil; bilinçli bir yönelimdir.

Bu ülkede hâlâ “kaç odalı saray” tartışması yapılıyor.
Bu tartışma sığdır.
Asıl soru şudur:
Bu bütçede kaç boş tabak var?

Asgarî ücretli ayın ortasında borçlanıyor, emekli pazar tezgâhında hesap yapıyor, gençler evlenemiyor, kiralar maaşı yutuyorsa; devletin kendini “itibar” diliyle anlatma hakkı toplumsal karşılık bulmakta zorlanır.
Çünkü itibar, yukarıdan dayatılmaz; aşağıdan hissedilir.

Bu bütçe, yukarıya dokunmamış; aşağıyı idare etmeyi yeterli görmüştür.

Tam bu noktada Kur’an’ın en kısa ama her zaman hayata dokunan sûrelerinden biri olan Maûn Sûresi açısından bütçeye bakalım…
Maûn, inkârcıyı anlatmaz.
Maûn, duyarsızlaşmış dindarlığı anlatır.

Yoksulu doyurmayan, yetimi itip kakan, ibadeti gösteriye çeviren bir düzeni hedef alır.
Bugünün diliyle Maûn’un sorduğu soru şudur:
“Devlet bütçesi, yoksulu doyurmaya mı teşvik ediyor;
yoksa yoksulluğu yönetip, konforu kurumsal olarak güçlendirmeyi mi esas alıyor?”

Bu soruya verilen cevap nettir.
Önceki bütçeler gibi bu son bütçe de, yoksulluğu çözmeye değil; yoksulluğu idare etmeye ayarlanmıştır.

Bu yüzden bu bütçe, Maûn açısından ahlaki bir sorun alanı barındırmaktadır.

Ama bu dünyanın vicdanı yalnız Maûn’dan ibaret değildir.
Bir de sahabilerden Ebû Zer el-Gıfârî vardır.

Ebû Zer, İslâm tarihinin iktidar ve güç sahiplerini en çok rahatsız eden şahsiyetlerden biridir.
Çünkü o, zenginliği makulleştiren her din yorumunu reddetmiştir.

Onun cümlesi açıktır:
“Aç varken biriktirilen her şey adalet duygusunu zedeler.”

Ebû Zer’e göre sorun, zekâtın verilip verilmemesi değildir.
Sorun, ihtiyaç fazlasının meşrulaştırılmasıdır.

Bugünkü bütçeye Ebû Zer’in gözleriyle bakıldığında tablo daha da ağırlaşır:

● Yoksulluk sürerken,
● Geçim krizi derinleşirken,
● Milyonlar ay sonunu getiremezken,

üst yönetim konforunun, temsil harcamalarının, merkezî yapıların öncelikli alanlar olarak korunması,
Ebû Zer terazisinde ciddi bir adalet sorunu olarak değerlendirilir.

Üst yönetime seyyanen artış fikirlerinin gündeme gelmesi ve ancak tepkiyle geri çekilmesi, bu bütçenin ruhunu ele vermiştir.
Çünkü bütçe sadece geçirilen maddelerden değil, akıldan geçirilen niyetlerden de okunur.

Otuz bin lira, geçinemeyen için hayattır.
Aynı para, üst yönetici için sınırlı bir harcamadır.

Bunu “eşitlik” diye sunmak, adalet değil; vicdanı körelten bir algı üretimidir.

Maûn buna “riyâ” der.
Ebû Zer buna adaletsizlik der.

Devlet bütçesi bir teknik metin değildir.
Bir ahlâk belgesidir.

Kimin önce korunduğunu, kimin sonra hatırlandığını yazar.
Bu son bütçe şunu yazmıştır:

● Yukarıya dokunma.
● Aşağıyı oyalama.

Sorun saray değildir.
Sorun tek tek isimler değildir.
Sorun, önceliklerin etik açıdan sorgulanabilir hale gelmesidir.

Bu yüzden bu mesele:
● parti meselesi değildir,
● ideoloji meselesi değildir.

Bu, emanet meselesidir.

Ve emanetin en yalın ölçüsü şudur:
Yoksulun sofrası küçülürken,
iktidarın ihtişamı bütçede korunuyorsa;
orada din konuşulur, ama adalet yeterince hissedilmez.

Maûn bunu söyler.
Ebû Zer altını çizer.

“Bu bütçe, gerçeği anlatmaz; önceliklerin kimden yana kurulduğunu gösterir.”

Av. Sefer Gök

avukat sefer gök